Hande Yener - Bulut. Pencere Şarkı Sözü. Gelemem gelemem bu sefer deneme. Dönemem o eve çağırma boş yere. Kuş olur uçarım yeni bir kadere. Yolu var içimde açık bir pencere. Hani dünya bize dönüyordu. Biz kaybediyorduk. Hani herkes çok seviyordu da.
Bazenbüyük bir deprem olmadan önce küçük sarsıntılar olur. Bu küçük sarsıntılara "ÖNCÜ DEPREMLER" denilmektedir. Büyük bir depremin oluşundan sonra da belki birkaç yüz adet küçük deprem olmaya devam etmektedir.
haniböyle şey olur ya şey işte yaa. ben; gole giden forvettim, o; ayağıma kayan defans oyuncusu, hayat; buz gibi penaltıyı görmeyen hakemler ordusu..
Birçok şehrimiz deprem açısından öncelikli 1. Ve 2. kuşakta. Allah muhafaza, olası 7,5 şiddetinde bir İstanbul depreminden bahsediyor yetkililer ve konunun uzmanları. Doğu Anadolu fayının uyandığından dem vuruyor uzmanlar. Hani denir ya; deprem öldürmez bina öldürür diye.
Haniolur ya Biri gelir birşeyler anlatır Sevgisini dile getirir veya hayallerini sıralar dize dize Düşününce farklı oluyor insan Değişik hayaller ba
Faylar kayanın kırılgan özelliğe sahip olmasından dolayı yüksek basınç (gerilme, sıkışma veya bükülme) altında kırılmasıyla oluşur. Gerilme levhaların kademeli hareketi sonucunda yerkabuğunun değişik noktalarında meydana gelir. Depremler, kayalık bir alanda oluşan gerilmenin ani bir harekete yol açacak kadar
FyO2N. Adı üstünde deprem. Hem de şiddetinde. 4 kişinin bu şehirde canını aldı. Bir baba hem eşini hem de kızını kaybetti. O babanın yerine koyun kendinizi. Hani adına empati diyorlar ya. Nasıl gözüne uyku girsin o babanın. İçi yanıyor içi. Acısı çok büyük. Ben depremin asıl yaşandığı Doğanyol’dan, Pütürge’den, Kale’den sesleniyorum. “Anne ben gece çadırda uyuyamıyorum. N’olur evimize gidelim” diyen 3 yaşındaki Ayşe gözümün önünde. “Baba annem neden ağlıyor. Soruyorum cevap vermiyor. Çok üzgün.” diyen Ali gözümün önünde. “Amca babamı özledim. O bakışlarını…” diyen Yusuf gözümün önünde. Dağlarında kar gördüğüm bu 3 ilçemiz ve ölüm. Bana rahmetli Muhsin ReisiMuhsin Yazıcıoğlu gözümün önüne getirdi. Ölüm.. Ne kadar malın, mülkün, arazin, paran pulun, arabaların olsa ne yazar. Gördük o zenginleri. Bu şehrin mahallelerinde. 400-500 bin liraya satılan gördük o zengin semtlerdeki binaları. Gördük beceriksiz siyasileri! Gördük beceriksiz belediyeleri! Bana göre yerel yönetimler sınıfta kaldı! Kimse bana anlatmasın şunu, bunu yaptık diye. Allah göz vermiş görüyoruz. Ya gidin bir çadırda o depremzede Ahmet amcayla birlikte bir tas çorba için. O soğuklar ciğerlerinize kadar işlesin. Üşüsün elleriniz. Ama nerde. Biz kime laf anlatıyoruz ki. Yazıklar olsun 1 liralık şişe suyu 2 liraya satanlara. Yazıklar olsun 750 liralık kiralık bir daireye 1500 lira diyenlere. Soruyorum hani nerde denetim? Hani nerde o depreme dayanıklı diye sattığınız daireler? Esnaf perişan. Halk perişan. Çocuklar korkuyor. Bebeler ağlıyor. Paranoyak olduk. Komşudaki deprem 4 bin 500 konutta ağır hasar getirdi. Düşünün birde bu deprem bizde olsaydı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun şu sözleriyle bu haftaki yazıma nokta koyuyorum “Bir saniyesine bile hakim olamadığımız, hükmedemediğimiz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur.”
Haberler > 'Hani Toplanma Sahaları, Acil Yollar?' - 1234 - 1653 İTÜ Maden Fakültesi'ndeki görevinden 'Deprem konusunda resmi organlar bizden fikir dahi almıyor' diyerek ayrılan Naci Görür BirGün'e konuştu. Görür, Nepal depremi sonrası bir kez daha uyardı. Prof. Görür, İstanbul’da 30 sene içerisinde 7,2 büyüklüğünde bir depremin olması beklendiğini söyleyerek, “İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina var. Yüzde 60’ına çürük derseniz, yaklaşık 900-950 bin bina deprem güvenli değil, demiş olursunuz” başkenti Katmandu’da önceki hafta meydana gelen 7,9'luk depremin bilançosu her geçen gün ağırlaşıyor. Yaşanan felaket, bir deprem bölgesi olan ülkede yapılan uyarılara rağmen alınmayan tedbirleri de uluslararası medyada gündeme getirirdi. Bilimsel araştırmalar, İstanbul ve çevresini etkileyecek büyük bir depremin her an olabileceğini söylüyor. Ancak kentte, on binlerce kişinin ölebileceği söylenen depreme karşı önlem alınmadığı eylül ayında Üniversiteler bilimden uzaklaştırıldı, deprem konusunda resmi organlar bizden fikir dahi almıyor” diyerek İTÜ Maden Fakültesi’ndeki görevinden emekliye ayrılan Prof. Dr. Naci Görür, 15 yıl boyunca Marmara denizinde yürütülen deprem araştırmalarının da başındaki isimdi. Prof. Dr. Naci Görür, BirGün'den Ömür Şahin Keyif’in sorularını yanıtladı. Görür'ün açıklamalarının bir bölümü şöyleUzmanların yıllardır Nepal’de yıkıcı bir depremin olacağı ve bu ülkedeki binaların böyle bir felakete hazır olmadığı konusunda uyarıda bulunduğu belirtiliyor. Benzer bir durum İstanbul için de geçerli. Nepal gibi deprem kuşağının göbeğinde oturan bir ülke neden hazır olmaz?Nepal’le başlarsak, burası dünyanın deprem yönünden en aktif bölgelerinden biri; dolayısıyla hazırlıksız olmak, işi ciddiye almamak tamamen şuursuzluk. Kayıpların artışının nedeni şu; kırsal bölgeler bir bakıma Türkiye’dekilere benziyor; mühendislik hizmeti görmemiş, deprem bilinci olmayan bir anlayışla yapılmış kerpiç evler var. Depremin büyüklüğü de fazla olunca tabii…Depremin bölgede başka bir depremi tetiklemesi söz konusu olur mu?7,8’lik depremden sonra belki bir yıldan fazla artçı deprem bekleriz, bunlar da ciddi büyüklükte olur. Pakistan, Afganistan, Burma ve Hindistan’da da depremler bekleyebiliriz yakın gelecekte. Ama bu deprem, İstanbul’da beklediğimiz depremi hızlandırmaz. İstanbul’da beklenen depremle ilgili bu güne kadar çok uyarıda bulundunuz…1999’dan bu yana bilim insanları olarak bizler, tehlikenin boyutunu, verebileceği hasarı, bu hasarı minimize etmek için ne yapılması gerektiğini, hatta depremin oluşabileceği zamanı dahi verdik. Marmara bölgesi en az 7,2 büyüklüğünde bir deprem bekliyor. Bu deprem belki Adalar’ın güneyindeki fayda olur, belki Adalar ile Orta Marmara çukurluğu, Marmara Ereğlisi’nin güneyindeki o hat üzerinde olabilir. 7,2 deprem meydana geldiği takdirde İstanbul çok şiddetli şekilde etkilenebilir. Çünkü İstanbul, yapı stokunun yüzde 60’ı mühendislik hizmeti görmemiş, deprem güvenliği olmadığı resmi ağızlarca söylenen bir kent. Bunun dışında yolları, altyapısı son derece gelişigüzel. İstanbul’un çok ciddi şekilde etkilenmesi üzerine de çalışmalar yapıldı zamanında; gerçi Boğaziçi Üniversitesi kayıp sayısını azaltıyor, bir ara 10 bin 15 binlere kadar indiler ama ben onun siyasi nedenlerden olduğunu düşünüyorum. 1999’dan sonra 30 sene içinde eksi, artı 15 bir deprem beklendiği söylendi ve bu hâlâ bu zararı minimize etmek için özellkle 17 Ağustos’tan sonra ne yapıldı?17 Ağustos’tan sonra belki çok şey yapıldı. Ancak İstanbul depreme tamamen hazır hale getirildi mi derseniz, tabii ki hayır. Bu hiçbir şey yapılmadığı anlamına gelmez, bazı şeyler yapılıyor da ama bu yapılanlar nicel olarak yeterli değil. 17 Ağustos 1999'da meydana gelen Kocaeli/Gölcük merkezli deprem, büyük oranda can ve mal kaybına neden olmuştu... Güçlendirme çalıştırmaları yapıldı örneğin. Ne kadar yeterli oldu?Resmi binalar, okullar, hastaneler güçlendirildi. Tamamı bitti mi? Hayır. İstanbul’da 1 milyon 600 bin bina var. Yüzde 60’ına çürük derseniz, yaklaşık 900-950 bin bina deprem güvenli değil, demiş olursunuz. Bu binaları bugünkü kentsel dönüşüm mantığıyla lüks binalar yaparak zaten güçlendirmeniz mümkün değil. Ne zaman ne de para yeter…Afet yasasıyla gelen kentsel dönüşümle lüks binalar yapılıyor...Siyasi bir rant amacıyla depremi de bahane olarak kullanarak kentsel dönüşüm yapılıyor. Bu kentsel dönüşüm gerçek anlamda deprem odaklı yapılmıyor. Kenti daha dayanıklı hale getirecekseniz, önce hem zemin hem de bina analizi yaparsınız. İstanbul’da daha nerelerinin sağlam nerelerinin çürük olduğuna dair bile ayrıntılı plan yapmış ve zeminin depremsellik parametrelerini tespit etmiş değiliz. Henüz bir bina envanterimiz yok. Bu, binanın yaşından tutun yapısına, cinsine, mimarisine kadar bir sürü özelliğini bilmek ve bunları bilimsel yöntemlerle inceleyip hangi binanın 7 büyüklüğünde depreme dayanıklı olduğunu tespit etmek demektir. Günün birinde, o deprem geldiğinde bir bakarsınız ki birçok yere bina yapmışsınız ama asıl darbeyi bir başka yerden yemişsiniz, on binlerce insan sizin hiç kentsel dönüşüm bayrağını sokmadığınız yerden çıkar, o zaman da bu topluma hesap merkezinde toplanma alanları kaldı mı?Biz boş arsaları, yeşil alanları yıkıp AVM’ler, binalar yapıyoruz… Belediyelerimiz sağ olsun, o amaçla çalışıyor… Hani toplanma sahaları? Peki hani acil yollar? Deprem olduğunda senin bulunduğun bölgenin acil kurtarma ekipleri hangileridir, sayıları nedir, nereden geleceklerdir? Diyelim sağ kurtuldun, nereye, kime başvuracaksın, hangi ekmek fırınından ekmek alacaksın? Böyle bir örgütlenme, bilgilendirme de en çok gündeme gelen afet sonrasına dair örgütlenme eksiğiydi. Olası bir büyük depremde Türkiye’de durum ne olur sizce?Türkiye de herhalde çok farklı olmaz. Türk milleti büyüktür demek, lafla olmaz. Büyüklük bilimin ışığında deprem zararlarını azaltacak plan ve programları yapmak, o plan ve programları uygulayacak irade ve mekanizmayı kurmakla olur. Başka türlüsü boş laf, İstanbul’da yer bırakmadınız ki… Depremden sonra evsiz kaldın diyelim; suyu kim getirecek, ekmeğini nereden alacaksın, kime başvuracaksın, bunu bilmek bir depremde burada yapılması planlanan nükleer santrallar da akla santrallar yapılırken depremselliğin en az olduğu yerler seçiliyor. Mesela Sinop ve Akkuyu mevkiisi gerçekten de depremlerin göreceli olarak az olduğu yer. Ama hiç olmadığı anlamı taşımıyor bu. Akkuyu’nun güneyinde Akdeniz’de büyük depremler olabilir. Almanların dahi, sırf bu çevresel nedenler ve risk nedeniyle, terk ettiği bu sisteme, Türkiye’nin girişinden tabii ki rahatsızlık duyuyorum. Bu nükleer santral yapımına karşı olduğum için veya depremden zarar görür endişesiyle değil, santralı yönetim ve sürdürme konusunda Almanlar riski göze alamıyorsa bizim vurdumduymazlığımız ve ilgisizliğimizle başımıza dertler açabileceğimizi düşünüyorum. Japonya da nükleer santralın depremden hiç etkilenmeyeceğini devlet üniversitelerinde sağlıklı deprem çalışmaları yürütülüyor mu şu an?Hayır efendim. Millet zannediyor ki Türkiye’de deprem araştırmaları yapılıyor, hayır yok öyle bir şey. Zaten yapılması mümkün değil. Siz deprem araştırmalarında birinci derece sorumlu AFAD derseniz, nasıl mümkün olsun? AFAD, Kızılay gibi bir şey. Nitekim kalktılar bir şey yapmaya, parayı gösterip şu üniversitelere deprem araştırması için kaynak veriyoruz dediler, o para da bu işin uzmanı olan olmayan insanlara bölüştürüldü. AFAD yapılan işin kalitesini de ölçemez zaten, öyle bir yapılanması nasıl yapmıştınız araştırmalarınızı?Bize de tek kuruş vermediler, bir tek Avrupa kaynaklarından yaptık araştırmaları. Bu yaşananlardan dolayı ben akademiyi bıraktım. Allah işlerinizi rast getirsin dedim, o oldu…Tamamı için buraya tıklayınız.
İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü MAREM Jeoloji-Sedimantoloji Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Marmara’da büyük bir depremin olacağını belirtti. TEKİRDAĞ’ın Süleymanpaşa Belediyesi ana sponsorluğunda gerçekleştirilen Marmara Denizi'nin Değişen Oşinografik Şartlarının İzlenmesi MAREM Marmara Environmental Monitoring Projesi’nde konuşan İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü MAREM Jeoloji-Sedimantoloji Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Marmara Denizi’nde meydana gelecek depremi ele aldı. Sakınç, “Kırılmamış 2 tane Önemli fay hattı var. Bunlardan birisi Tekirdağ açıklarından geçen yani Tekirdağ çukurunda olan bir fay. Bir de Kumburgaz açıklarında ki yani İstanbul'a yakın ve Çınarcık tarafındaki dediğimiz fay tehlikeli bir durumda. Yani bu konuda konuşan birçok arkadaş birçok bilim adamı var” dedi. "7,2 İLE 7,4 CİVARINDA" Depremin tam olarak ne zaman olacağını bilinmediğini belirten Sakınç, ”Ne zaman kırılacak, ne zaman depremin olacağı konusunda çeşitli söylentiler var. Bunlara bakmaksızın deprem olacak, büyüklüğü ise yaklaşık olarak 7,2 ile 7,4 civarında gerçekleşecek. İstanbul büyük bir zarar görecektir. Dolayısıyla bu tetikleme söz konusu ki o zaman Tekirdağ ve civarı Tekirdağ şehri Şarköy, Mürefte, Gaziköy Gelibolu sahilleri Çanakkale, bunlardan zarar görecek önemli yerleşim alanları içinde bulunmaktadır. Depremi ne zaman olacak konusu önemli değil, depremden korumanın ve ya depremi en iyi şekilde atlatabilme önemli. Olayların başında halkın bilinçlenmesidir ve aynı zamanda yapılan binalardır. Zaten hani klasik bir laf vardır deprem öldürmez bina öldürür’ diye depremin ne zaman olacağı konusunda belli değil. Yani uykuda da olur sabahleyin olur şu anda da olabilir veya otobüste olabilirsiniz. Halkın günlük yaşamına bakması ama özellikle yerel yönetimlerin bu bina yapımlarında kontrollerinin son derece dikkatli davranması gerekiyor” açıklamasını yaptı. "CİNAYETTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL" Sahil dolgu alanları hakkında da konuşan Sakınç, olası bir depremde sahil dolgu alanlarının yok olacağını vurgulayarak, “Son olarakta şunu söylemek istiyorum, şimdi Türk halkına baktığımız zaman kuralcılık ve kültür seviyesi düşük bir toplumuz. Böyle şeyler de özellikle de doğa olaylarında ne bileyim bir heyelanda veya bir depremde veya bir sel de daha başka türlü de olabilir bunların halkın bilinçlenmesi için yapılan araştırmaların bir popüler bilim şeklinde halka iletilmesi lazım ki, halk bu konuda bilinçlenmesi gerekiyor. Cinayetten başka bir şey değildir. Böyle bir coğrafyada. Çünkü dolgu alanlarına depremi dik duracağız şey o dolgu alanlarıdır üstüne de hiçbir şey bulunmaz sıvılaşma nedeniyle özellikle üstünde ne varsa hepsi aşağı iner” diye konuştu. Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat ise, “Bundan aşağı yukarı 5 seneye yakın bir süre önce bu şehrin emanetine talip olduğumda, ben de seçim vaatleri başına insanın en temel hakkı yaşamı koydum. Onun için bu deprem konusunda adım atmamız lazım 1. maddeye koydum. Şimdi şöyle bir sıkıntı var, doğru bir deprem olacak 250 yılda bir tekrarlanan, bilim adamları tarafından ifade ediliyor. Bunu bilmemiz mümkün değil, ama bu depreme karşı önlem almamız lazım. Bunun temeli yapılan binaların doğru yapılmasıdır. Depreme karşı alınabilecek küçük önlemlerle insan yaşamını nasıl kurtarabileceğimizi çocuklarımıza, insanlarımıza öğretmenimiz gerekiyor” dedi. Gerçekleşen toplantıya, Tekirdağ Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat Sevinç-Erdal İnönü Vakfı Başkanı Sevinç İnönü, Sevinç-Erdal İnönü Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Güneş Gürseler, Sevinç-Erdal İnönü Vakfı MAREM Proje Lideri Hidrobiyolog M. Levent Artüz, Sevinç-Erdal İnönü Vakfı MAREM Proje Koordinatörü O. Bülent Artüz, İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü MAREM Jeoloji Sedimantolojisi Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Mehmet Sakınç, Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü MAREM Kimya Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Bahattin Yalçın katıldı.
Edit Blog yazmaya başladığımda “bir anne”ydim. Şu an boyuma yetişen torunlarımla bir “babaanne”yim Çok okuyorum ve öğrenmeyi de okumanın yanısıra çok seviyor “öğrenmenin yaşı yok” ilkesini sürdürüyorum. Anasayfa Kitap Önerileri Sanatsal Çalışmalar Hakkımda İletişim ANASAYFA KİTAP ÖNERİLERİ SANATSAL ÇALIŞMALAR HAKKIMDA İLETİŞİM
Hoş ne vatandaş ne de devlet deprem gerçeğini ajandasından çıkarmış değildi. Sadece en öncelikli konular arasında değildi o kadar. Ne var ki Elazığı vuran 6,8 büyüklüğündeki bu deprem yeniden herkesi bir kez daha hizaya çekti! İyi de oldu hani İyi de oldu dediğim elbette ki Elazığ ve Malatyada hayatlarını kaybeden 41 vatandaşımız ve onların yakınları için değil. Dile kolay 41 insanımız bu felaketin kurbanı oldu. Bereket versin ki, önceki depremlere göre can kaybımız daha fazla olmadı; bu da belki artı hanemize ekleyeceğimiz bir puan oldu. İyi oldu dediğimiz, bu depremin ardından hemen her şehrin kendi çürük konut envanterini çıkarması oldu. Tabii ki tüm meselenin başı İstanbuldu. Uzmanlar günlerdir olası bir depremde İstanbulda kaç bin yapının yıkılacağını, en çarpıcısı da kaç bin kişinin öleceğini anlatıp duruyorlar. Canımızı sıkan moralimizi bozan şeyler söylüyorlar; ama hepsi de doğru Elazığ depremi ile birlikte artık yalnızca İstanbul değil, ister birinci derecede deprem kuşağı üzerinde olsun, isterse deprem riski en zayıf yerler olsun, hemen her şehir kendi tomografisini çekmeye başladı. Bu çerçevede elbette Erzurum da kendini çek etme ihtiyacı duyuyor. Erzurum, birinci derece olmasa bile deprem fay hatlarının geçtiği coğrafyada kurulu bir şehir Son yüz yılda bu şehir, irili ufaklı onlarca depremle sallandı, bazı depremlerde de ağır bedeller ödedi. Misal; 1859 ki bu 6,1 büyüklüğündeki depremde 15 binden fazla insan ölmüş-1906 ve 1983'de 6,9 büyüklüğündeydi ve bin beş yüzden fazla insanımız öldü. Soru şu Allah korusun, diyelim ki Elazığda olduğu gibi 6,8 büyüklüğünde bir deprem Erzurumda olsa, yıkımın boyutu ne olur? İşin doğrusu elimizde bilimsel bir veri yok; dolayısıyla bu soruya iki kere iki dört eder türünden bir cevap vermek imkânsız. Çünkü şehrin yapı stoku hakkında sağlıklı bilgiye sahip değiliz. Fakat buna rağmen elimizde şöyle bir done var Erzurumda 20 binden fazla eski yapı geçtiğimiz son on yıl içinde söküldü, temizlendi. Bu 20 bin yapı neredeydi, diye soracak olanlar olursa; onlara, eski mahallelere bakmalarını tavsiye ediyoruz. Misal Narmanlı nerede, Hacıcuma nerede, Yoncalık nerede, Üç Kümbetler nerede, Şehitler nerede, Gaziler nerede, Dağmahallesi nerede, Hasanibasri nerede, Çırçır nerede, Yiyenağa nerede, Gülahmet nerede ,Cedit nerede, Kalenin önü ve arkası nerede? Şehir merkezindeki eski yapıların yüzde yüzü değil elbette, ama en az yüzde 70i temizlendi. Yeni binalar ise, önemli oranda sağlam yapılardır. Erzurumda albenisi yüksek, gösterişli yapılar inşa edemiyoruz, fakat yapılanları da sağlam yaptığımız muhakkak Dolayısıyla büyük ölçekli bir depremde şehir merkezinde çok büyük bir yıkımın olacağını düşünmüyorum. Lakin ilçe ve köylerimiz için aynı tespitte bulunmak çok zor Ne yazık ki Erzurumun binin üzerindeki köyünde yapı tipi çok da sağlıklı değil. Bunu biz değil, uzmanlar söylüyor. Zaman zaman sancılı da olsa, hatta ağır aksak ilerliyor olsa da kentsel dönüşüm bu şehir için hayati öneme haiz bir gerçektir. Bu sebeple başta belediyeler olmak üzere, ilgili tüm kurumlar Erzurumdaki kentsel dönüşümü hızla tamamlamak için elini çabuk tutması gerekiyor. Değil mi ki kimsenin depremle bir pazarlığı ya da anlaşması yok. Dün Elazığ ve Malatya yarın da belki Erzurum Elimizde bir teminat yok yani
hani bir deprem olur ya