Bu kitaptan öğrendiğim şey insanın yetiştiği dünyadan farklı olamayacağıydı. Ayrıca insanı insan yapan değerlerin öğrenilmiş olması, bazılarının ise doğuştan geldiği düşüncesiydi. Bu eser, her yaş gurubu için farklı yönlerden geliştirici ve anlamlı olduğunu hissetiriyor. Kitabımızdan bazı alıntılarla bu
Bu tarihte ve bugünü kapsayan haftada, çeşitli kuruluşlar mülteciliği mercek altına alna etkinlikler düzenliyor. Biz de 20 Haziran ertesinde mültecilik gibi büyük bir konuyu çocuklara ustalıkla anlatan iki kitaptan söz ettik. İzlemek için aşağıdaki videomuzu tıklayabilirsiniz. Sözünü ettiğimiz kitaplardan ilki
2495 TL 16.22 TL. %35 Küçük Prens (Fleksi Kapak) Antoine de Saint Exupery Parıltı Yayınları. Mağaza: KitapSeç. 30.00 TL 19.50 TL. %28 Küçük Prens (Küçük Prens Çıkartması Hediyeli) Destek Yayınları. Mağaza: KitapSeç. 22.00 TL 15.90 TL. %25 Küçük Prens Antoine de Saint Exupery İthaki Yayınları. Mağaza: KitapSeç.
lümlerininolması bilgisini verdiği için Küçük Prens ile ilgili farklı çalışmalar yapılmıştır diyebiliriz. Cevap: C 11. I. Mutluluğu engelleyen şeylerden biri, çok fazla mutluluk beklemektir. II. Mutluluk öyle bir servettir ki bölüşüldükçe çoğa-lır. III. Bilge ve iyi olmadıkça kimse mutlu olamaz. IV.
KüçükPrens -Antoine de Saint-Exupéry- atölye çalıflmalarının ürünü olan ve 5 kitaptan oluflan Habercinin Elkitabı Sonuç olarak 24 yazar
Kitap okumak stresi azaltır. İyi bir kitap, uzun bir günün sonunda gevşemek için mükemmel bir yol olabilir. Zihninizi iş ve hayatın stresinden uzaklaştırabilir ve sizi tamamen başka bir dünyaya taşıyabilir. Hikayenin içinde kayboldukça, zihniniz rahatlayabilir ve ona yük olan olumsuz düşünceleri serbest bırakabilir.
3FRyhMJ. Merhaba... Uzun zamandır yoktuk, buralar tozlanmış biraz Ders, iş, rapor derken uğrayamadık. Yeni atanan öğretmenler için staj uygulamasından biri de kitap okuyup raporlaştırmak. Ben de okumaktan keyif aldığım bir kitabı Küçük Prens'in incelemesini sizlerle paylaşmak istedim. "Küçük Prens; bir yaşam tarzı, hayat felsefesidir. Her ne kadar çocuk kitabı olsa da, aslında büyüklere de dersler verir" sözleriyle anlatıyor yazar kitabını. Yazar, kitabında içindeki çocuğu yansıtmış ve bizlere hayatından izler sunmuştur. Kitapta hayal kurabilen, sevgi, mutluluk duygularını bulunduran çocuklara ve içindeki çocuğu kaybetmemiş olan büyüklere yer vermiştir. Yazar, çocukluğa önem vermiş ve bunu her an okura hissettirmiştir. Kitabın içine bakıldığında resimlerle yazılar arasında bir bütünlük olduğu fark ediliyor. Yazılarını mükemmel şekilde betimleyen resimleri, yazar kendisi çizmiştir. Tabi bu da kitabı daha anlamlı ve farklı kılıyor. Küçük Prens yurdundan ayrılıp altı ayrı gezegeni ziyaret etmiştir. Her gezegende, yer alan bir tipik yetişkin karakterin eleştirisi yapılmıştır. Bu yetişkinler farklı özelliklerde, kendilerinin hep ciddi işlerle uğraştığını sanan yalnız insanlardır. Kitabı okurken bu tiplerden biriyle bütünleşebiliyoruz. Kitap, hayatımızda çok ciddi gördüğümüz bazı meselelerin ne kadar önemsiz olduğunu ve bizi yalnızlaştırdığını fark etmemizi sağlıyor. Çizdiği ilk resim Küçük Prens Dünya'yı ziyaret ettiğinde arkadaş olduğu pilottan resim çizmesini istiyor. Pilot -ki yazarın kendisi- küçükken çizdiği resim, büyükler tarafından değer görmemiş ve anlaşılmamıştır. Bu yüzden çok keyif aldığı resimden uzaklaşmak zorunda kalmış ve sonunda pilot olmuştur. Yazarın hayatı da aynen bu şekildedir. Kitap bu ikisi arasındaki diyaloglarla ilerliyor. Dünya gezisinin sonunda Küçük Prens, kendi gezegenindeki tek varlığı olan çiçeğinin değerini anlıyor. çiçeği bencilce davranıp onu kırdığı halde. Elindeki dostunun kıymetini bilip yanına dönüyor. Kitabın ana düşüncesi dostluk, sevgi ile yalnızlığın son bulacağıdır. Kitaptan öğretmenlik adına çıkardığım sonuç ise; Her çocuk geleceğin yetişkinidir. Bu yüzden çocukların fikirlerini değersiz görmemek ve onların yönelimlerine saygı duymak gerekir. Ve bazen önem verdiğin ve bu uğurda dertlendiğin şeylerin o kadar da mühim olmadığını bir çocuk sana gösterebilir.
Küçük Prens Masalı Dünya klasikleri arasında yer alan Küçük Prens’in özetini sizlere sunacağız. Keyifki okumalar dileriz.. Yerimden sıçradım. Şimşek çarpmışa dönmüştüm. Gözlerimi ovuşturdum ve dikkatle etrafıma baktım. Ne gördüm dersiniz? Şaşılacak derecede küçük bir erkek çocuğu gözlerini dikmiş, ciddi ciddi bana bakıyordu. Gördüğünüz bu resmi sonradan yaptım. Onun çizebildiğim en iyi resmiydi. Ama kesinlikle gerçeğinin yarısı kadar bile güzel olmadığını söylemeliyim. Tabii ki bu benim suçum değil. Altı yaşımdayken büyükler yüzünden resim kariyerime son vermek zorunda kalmış, boa yılanını dıştan ve içten gösteren resimler dışında hiçbir şey çizmeyi öğrenememiştim. Nereden geldiğini öğrenmem oldukça uzun sürdü. Bana bu kadar çok soru soran küçük prens, benimkileri hiç duymuyordu. Neyse ki sorduğu soruların cevaplarını biliyordum. Şu saçma dünyada oradan oraya dolaşmak işe yaramıştı. Örneğin, uçağımı ilk gördüğünde “Şu nesne de nedir?” diye sormuştu. Ne yazık ki size uçağımı çizemeyeceğim, çünkü bana göre oldukça karmaşık bir şey bu. “ O bir nesne değil, benim uçağım. Gökyüzünde uçar.” Ona uçabildiğimi söylemekten de gurur duymuştum doğrusu. Bunun üzerine “ Ne? Yani gökten mi düştün?” diye haykırdı. “Evet dedim alçakgönüllü bir tavırla. “ Ah ne eğlenceli.” Sonra da kahkahalarla gülmeye başladı küçük prens. Bu çok canımı sıkmıştı. Talihsizliğimle alay edilmesinden pek hoşlanmam. “ O halde sen de gökyüzünden geliyorsun” dedi. “ Peki hangi gezegenden?” Bir şey yakaladığımı anlamıştım ve hemen onu sorguya çektim. “ Yani sen başka bir gezegenden mi geldin?” Ama soruma cevap vermedi. Kibarca başını salladı. Bir yandan da bakışlarıyla uçağımı inceliyordu. “Bununla pek fazla uzaktan geliyor olamazsın…” Gözleri daldı. Uzun bir süre sonra cebinden çizdiğim koyun resmini çıkararak bu yeni hazinesini incelemeye koyuldu. Bu başka bir gezegen’ konusunda bana kesin bir cevap vermemesinin merakımı nasıl artırdığını tahmin edebilirsiniz. Tabii ki ben de daha fazlasını öğrenmeye çalıştım. “ Nereden geliyorsun sen küçük dostum? Sözünü ettiğin bu benim yaşadığım yer’ neresi? Çizdiğim koyunu nereye götüreceksin?” Geldiği gezegen bir evden daha büyük değildi. Ama aslında bu beni pek de şaşırtmadı. Dünya, Jüpiter, Mars ve Venüs gibi büyük gezegenlerin haricinde isimsiz yüzlerce gezegen olduğunu biliyordum. Bu gezegenlerin bazıları öyle küçüktür ki, onları teleskopla bile fark etmek güçtür. Gökbilimciler bunlardan birini keşfettiklerinde, ona isim yerine bir numara verirler. Örneğin, Asteroid 325’ derler ona. Küçük prensin geldiği gezegenin Asteroid B-612 olduğunu zannediyorum. Böyle düşünmek için iyi nedenlerim var. Bu asteroid yalnızca bir kez, bir Türk gökbilimci tarafından 1909 yılında görüldü. Gökbilimci bu keşfini bir Uluslararası Astronomi Kongresi’nde açıkladı. Ama tuhaf giysileri yüzünden kimse ona inanmadı. Büyükler böyledir işte. Asteroid-B-612 hakkındaki bu açıklamaları sadece büyükler için yapıyorum. Onlar şekillerden hoşlanırlar. Onlara yeni tanıştığınız bir arkadaştan bahsetseniz, asla en önemli soruları sormazlar. Size arkadaşınızın sesinin nasıl olduğunu, hangi oyunları tercih ettiğini, ya da kelebek koleksiyonu yapıp yapmadığını hiçbir zaman sormazlar. “ Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Babası kaç lira kazanıyor? “ gibi şeyler sorarlar. Ancak bunları bildiklerinde onu tanımaya başladıklarını düşünürler. Onlara “ Pembe tuğlalardan yapılmış bir ev gördüm, pencerelerinin kenarında sardunyalar, çatısında güvercinler vardı” diyecek olsanız, böyle bir evi hayal edemezler. Onlara “ Yüz bin dolar değerinde bir ev gördüm “ demeniz gerekir. O zaman “ Ah, ne kadar güzel bir ev ! “ diyeceklerdir. İşte böyle. Bu yüzden de onlara “ Küçük prens çok güzeldi, kahkaha atıyordu ve bir koyun istemişti. İşte bunlar onun var olduğunun kanıtıdır “ deseniz, omuzlarını silkecek ve size çocuk muamelesi yapacaklardır. Ama “ Onun geldiği gezegen Asteroid B-612 “ derseniz, size inanacaklar ve sorular sormaya başlayacaklardır. Onlar böyle işte. Bu zayıflıklarından yararlanmak doğru olmaz. Çocukların yetişkinlere karşı daima anlayışlı olmaları gerekir. Ama yaşamı gerçekten anlayan bizlerin, şekillere ihtiyacı yoktur. Hikayeme masal anlatır gibi başlayabilirdim. “ Bir zamanlar bir küçük prens vardı, kendisinden pek de büyük olmayan bir gezegende yaşardı ve bir arkadaşa ihtiyacı vardı “ diyebilirdim. Hayatı gerçekten anlayan bizler, bunu daha gerçekçi bulurduk… Her gezegende olduğu gibi, küçük prensin gezegeninde de yararlı ve zararlı bitkiler vardı anlaşılan. Yararlı tohumları yararlı bitkiler, zararlı tohumları ise zararlı bitkiler meydana getiriyordu. Ama tohumlar görünmezdirler. Toprağın derinliklerinde uyurlar. Sonra bir gün bir tanesi uyanmaya karar verir. Önce ürkek ürkek gerinir. Sonra yüzünü güneşe çevirmiş sevimli bir filiz olarak çıkar ortaya. Bu haliyle tamamen zararsızdır. Eğer bu bir turp filizi ya da gül fidanıysa, dilediği gibi büyümesine izin verilir. Yok eğer yabani bir bitkiyse, derhal sökülmelidir. İşte küçük prensin gezegeninde de böyle zararlı tohumlar vardı. Bunlar baobap tohumlarıydı. Küçük gezegenin her yerini istila etmişlerdi. Eğer bir baobap filizini zamanında sökmezseniz, ondan bir daha asla kurtulamazsınız. Gezegenin her yerini kaplar. Kökleri toprağın derinliklerine doğru ilerler. Eğer gezegeniniz çok küçükse ve baobaplar da fazlaysa, o zaman gezegen patlayabilir. “ Bu bir terbiye meselesi “ demişti küçük prens daha sonraları. Sabahleyin kendi bakımınızı yaptıktan sonra, sıra gezegenin bakımına gelir. Bunu büyük bir dikkatle yapmalısınız. Küçük baobap filizleri gül fidanlarından ayırt edilebilecek kadar büyüdüklerinde, onları sökmelisiniz. Bu sıkıcı bir iştir, ama oldukça kolaydır.” Bir keresinde güneşin batışını tam kırk dört kez izlediğini anlatmıştın bana. Sonra da şöyle demiştin “ Bilirsin, insan çok mutsuz olduğu zamanlarda güneşin batışını izlemeyi sever.” “ Peki sen mutsuz muydun? “ diye sormuş, ama yanıt alamamıştım senden. Beşinci gün, küçük prensin yaşamıyla ilgili yeni bir sırrı daha keşfettim. Bu yine çizdiğim koyun sayesinde olmuştu. Sanki bu konuyu uzun süre düşünüp taşınmış gibi, aniden bana “ Koyunlar çalıları yiyorlar, peki çiçekleri de yerler mi? “ diye sordu. “ Önlerine gelen her şeyi yerler. “ “ Dikenli çiçekleri de mi? “ “ Evet, dikenli çiçekleri de.” “ O halde dikenler…Dikenler ne işe yarar? “ Bunun cevabını bilmiyordum. Uçağın motorunda sıkışıp kalmış bir cıvatayı sökmekle meşguldüm. Uçağın bozulması canımı giderek daha fazla sıkmaya başlamıştı. İçme suyum hızla azalıyordu ve ben durumun daha da kötüleşmesinden korkmaya başlamıştım. “ Dikenler diyordum…Ne işe yararlar? “ diye sordu yine. Küçük prens, sorduğu sorunun cevabını almadıkça sormaktan vazgeçmiyordu. Bense cıvatayı sökmekle meşguldüm ve aklıma gelen ilk şeyi söyleyiverdim “ Dikenler hiçbir işe yaramaz. Çiçekler onları sırf kızgınlıktan taşırlar.” “ Ah, demek öyle! “ Sonra kısa bir sessizlik oldu ve ardından, biraz da kırgın bir sesle “ Sana inanmıyorum. Çiçekler narin yaratıklardır. Saftırlar. Dikenlerinin korkunç olduğunu düşünürler “ dedi. Cevap vermedim. O sırada kendi kendime şöyle diyordum “ Eğer bu cıvata yerinden çıkmamakta inat ederse, onu çekiçle çıkaracağım.” Ama küçük prens yine araya girdi “Yani sen gerçekten çiçeklerin o dikenleri kızgınlıktan taşıdıklarına mı inanıyorsun?” “Hayır, hiçbir şeye inanmıyorum ben. Öylesine söyledim. Şu anda önemli bir işim var. “ Hayretler içinde kalmıştı küçük prens. “ Önemli bir iş mi? “ Beni elimde çekiç, parmaklarım motorun yağından simsiyah olmuş bir halde o çirkin şeyin yani uçağımın üzerine eğilmiş gören küçük dostum “İşte şimdi tam da büyükler gibi konuştun “ dedi. “ Milyonlarca yıldır çiçeklerin dikenleri var. Ve milyonlarca yıldır koyunlar çiçekleri yiyorlar. Çiçeklerin hiçbir işlerine yaramayan dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak gereksiz bir şey mi? Çiçekler ve koyunlar arasındaki savaş önemsiz mi? O kırmızı suratlı beyefendinin şemalarından daha ciddi ve daha önemli değil mi bunlar? Ve evrende başka hiçbir gezegende yetişmediğini bildiğim bir çiçeğim varsa ve küçük bir koyun onu bir sabah, ben fark etmeden, tek bir ısırıkta yok ederse, bu önemsiz bir şey midir? “ Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Konuşmasını sürdürdü “ Eğer bir insan milyonlarca yıldızın arasındaki tek bir gezegende yetişen bir çiçeği severse, bu onu mutlu etmeye yetecektir. Çünkü yıldızlara baktığında Benim çiçeğim oralarda bir yerlerde diyebilir. Ama bu koyun çiçeğini yerse, o zaman bütün yıldızlar aniden kararmış gibi gelir ona. Ve sen bunun önemli olmadığını düşünüyorsun! “ Daha fazla konuşamamıştı, çünkü gözyaşlarına boğulmuştu… Akşam olmuştu. Takımları bir kenara bırakmıştım. Herhalde çekicim, cıvatam, susuzluğum ve ölümüm bana şu an olduğundan daha önemsiz gelemezdi. Milyonlarca yıldızın arasında, bir gezegende, benim gezegenimde, rahatlatmam gereken bir küçük prens vardı! On kollarıma aldım ve yavaşça salladım. “ Çiçeğin için hiçbir tehlike yok. Koyununa bir ağızlık çizeceğim… Çiçeğin için bir çit çizeceğim… Ben… Ben…” Ona nasıl ulaşacağımı, onu nasıl rahatlatacağımı bilemiyordum. Bu gözyaşı seli öyle tuhaftı ki… Yoruldu ve kumların üzerine oturdu. Ben de yanına oturdum. Kısa bir sessizlikten sonra “Yıldızlar çok güzel… Çünkü içlerinden birinde, şu an göremediğim bir çiçek yaşıyor” dedi. “Elbette” dedim. Sessizce ay ışığının altındaki kum tepeciklerini izledim. “Çok de çok güzel” dedi sonra. Gerçekten güzeldi. Çölleri hep sevmişimdir. Bir kum tepeciğinin üstüne oturursun. Hiçbir şey görmezsin. Hiçbir şey işitmezsin. Sadece çölün o sessiz, gizemli ışıltısını hissedersin. “Çöl çok güzel” dedi küçük prens, “çünkü bir yerlerinde bir kuyu gizliyor.” Bense çölün o gizemli ışıltısının farkına varmış, şaşırmıştım. Küçük bir çocukken çok eski bir evde otururduk. Burada bir hazinenin gizli olduğunu anlatmışlardı belki de. Ama bu hikaye evimizi büyülü bir ev yapmıştı. Benim evim, ruhunun derinliklerinde bir sır saklıyordu… “Evet,” dedim, “ne bir evin, ne yıldızların, ne de çölün güzelliğinin nereden geldiği bilinmez.” “Benimle aynı fikirde olmana çok sevindim” dedi küçük prens. Uykuya dalınca, onu kollarıma aldım ve tekrar yürümeye koyuldum. Çok duygulanmıştım. Sanki elimde çok narin bir hazine taşıyordum. Hatta dünyadaki en narin şeydi bu sanki. Ay ışığında onun solgun alnını, kapalı gözlerini ve rüzgarda titreyen buklelerini seyrettim. Kendi kendime şöyle dedim “Bu gördüklerim sadece bir kılıftan ibaret. En önemli şeyi gözler göremez.” Ona bakarken dudakları aralandı ve uykusunda hafifçe gülümsedi. “Burada uyuyan şu küçük prensin beni böylesine duygulandırmasının nedeni, onun bir çiçeğe olan bağlılığı. Uyurken bile, bu çiçeğe olan sevgisi tüm benliğini bir kandil gibi aydınlatıyor.” Şimdi daha da narindi sanki. Kandilleri çok dikkatli korumalıyız. Şiddetli bir rüzgar onları yürümeye devam ettim ve gün ağarırken kuyuyu buldum. “İnsanlar,” dedi küçük prens, “ne aradıklarını bilmeden hızlı trenlere doluşuyorlar. Endişe ve telaşla, aynı yerde dönüp duruyorlar.” Bir an durakladıktan sonra ekledi “Çektikleri sıkıntıya değmez bu.” Bulduğumuz kuyu Sahara Çölünün bilinen kuyularından değildi. Sahara Çölü’ndeki kuyular kumda açılmış çukurlardan ibarettir. Ama bizim bulduğumuz kuyu kasabalardaki kuyulardandı. Oysa etrafta kasaba filan yoktu. Düş gördüğümü sandım. “Ne kadar garip” dedim küçük prense, “her şey hazır durumda. Makara, kova, ip, hepsi hazır.” Güldü. Makarayı çevirmeye koyuldu. Uzun süredir çalışmamaktan paslanmış olan makara, inlemeye başladı. “Duyuyor musun?” dedi küçük prens. “Kuyuyu uyandırdık. O da şarkı söylemeye başladı…” Onun yorulmasını istemiyordu. “Bana bırak” dedim. “Senin için fazla ağır.” Kovayı ağır ağır çektim ve kuyunun kenarına bıraktım. Kovanın içindeki su hala titriyordu ve makaranın sesini hem kulaklarımda, hem de titreyen suda duyabiliyordum. Güneşin titrek ışıltılarını görebiliyordum. “Bu sudan içmek istiyorum” dedi küçük prens, “bana biraz su verir misin?” İşte şimdi onun ne aradığını anlamıştım! Kovayı dudaklarına dayadım. İçerken gözleri kapalıydı. Bir bayram şekeri kadar tatlıydı bu su. Diğer besinlerin hepsinden farklıydı. Yıldızların altında yapılan bir yürüyüşten, makaranın şarkısından ve kollarımın emeğinden dünyaya gelmişti. Kalbe faydalıydı. Bir armağandı sanki. Küçük bir çocukken Noel’de aldığım hediyenin güzelliği Noel ağacının ışıltısından, kutlamanın müziğinden, gülümseyen yüzlerin sıcaklığından gelirdi. “Senin yaşadığın yerdeki insanlar,” dedi küçük prens, “bir bahçenin içinde binlerce gül yetiştiriyorlar ve yine de aradıklarını bulamıyorlar.” “Doğru, bulamıyorlar” dedim. “Ve aslında aradıkları şeyi tek bir gülde, ya da bir avuç suda bulabilirlerdi.” “Evet, haklısın” dedim. “Ama gözler göremez. İnsanın kalbiyle bakması gerekir.” Sadece “Bugün evime dönüyorum” diye fısıldadı. Sonra üzüntüyle ekledi “Evim çok uzakta… Oraya gitmek çok zor olacak…” Beklenmedik bir şey olacağını hissedebiliyordum. Onu bir çocuk gibi kollarımda sımsıkı tutuyordum. Ama o sanki ellerimden bir uçuruma doğru kayıyordu ve ben bunu engelleyemiyordum… Bakışları ciddiydi ve uzaklarda kaybolup gidiyordu. “Bana verdiğin koyun yanımda. Kutusu da yanımda. Ve ağızlığı da…” dedi. Buruk bir gülümseme yayıldı yüzüne. Uzun bir süre öylece bekledim. Vücut ısısının giderek arttığını hissediyordum. “Küçük dostum benim, sen korkmuşsun…” Elbette korkmuştu! Ama yavaşça güldü. “Bu gece çok daha fazla korkacağım” dedi. Bir kez daha, içimde onarılmaz bir acı duydum. Bu gülüşü bir kez daha duyamayacağımı düşünmek bile istemiyordum. Buna dayanamazdım. Gülüşü, çölün ortasında bir su kaynağı gibiydi benim için. “Küçük prens, gülüşünü tekrar duymak istiyorum” dedim. Ama o bana “Bu gece, Dünyaya ineli tam bir yıl oluyor. Gezegenim, geçen yıl Dünyaya indiğim yerin tam üstünde olacak bu gece.” dedi. “Küçük prens, lütfen bunun sadece kötü bir rüya olduğunu söyle bana” dedim, “şu yılan hikayesinin gezegenine geri döneceğinin…” Ama sorumu yanıtlamadı küçük prens. Onun yerine bana “En önemli şeyi gözler göremez” dedi. “Evet, biliyorum…” “Su için de aynı şey geçerli. Makaranın çıkardığı sesi hatırlıyor musun? İşte tam da bu makara ve ip yüzünden, bana verdiğin bir yudum su müzik sesi gibi güzeldi. Çok tatlıydı…” “Evet, biliyorum…” “Geceleri yıldızları izlersin. Benim yaşadığım yerde her şey o kadar küçük ki, sana gezegenimi gösterebilmem imkansız. Ama böylesi daha iyi. Çünkü içlerinden birinde benim yaşadığımı bileceksin. Hepsini seveceksin. Hepsi senin dostun olacak. Ve sana bir hediyem var…” Bir kez daha güldü. “Ah, küçük prens! Benim sevgili küçük prensim. Gülüşünü duymak çok güzel!” “Aslında benim hediyemdi bu… tıpkı su için olduğu gibi.” “Anlamıyorum… “ Yıldızlar, başka başka insanlara farklı şeyler ifade ederler. Bazıları için sadece gökyüzünde titreyen ışıklardır. Yolcular içinse, bir rehberdirler. Bilim adamları için fikir kaynağıdırlar. Şu benim iş adamı içinse zenginlik. Ama herkes için sessizdirler. Sen hariç…” “ Ne demek bu?” “ Geceleri gökyüzüne baktığında, yıldızlardan birinde benim yaşadığımı ve orada gülüyor olduğumu bileceksin. Bu yüzden sana sanki bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Bütün dünyada yalnızca senin gülen yıldızların olacak. “ Ve bunu söyledikten sonra yine güldü. “ Ve üzüntün geçtiğinde –çünkü zaman bütün acıları iyileştirir- beni tanıdığına memnun olacaksın. Daima benim dostum olarak kalacaksın. Benimle birlikte gülmek isteyeceksin. Zaman zaman, sadece bunun için gidip pencereyi açacaksın… Gökyüzüne bakarken güldüğünü gören arkadaşların buna çok şaşıracaklar. Sen de onlara; “Ah, evet, yıldızlar beni hap güldürürler” diyeceksin. Onlar da senin deli olduğunu düşünecekler. Görüyorsun, sana ne kadar kötü bir oyun oynadım…” Ve bir kez daha güldü. “Aslında ben sana bir sürü yıldız değil de, kahkaha atabilen bir sürü zil vermiş gibi oldum.” Yine güldü. Sonra ciddileşti. “Bu gece… biliyorsun… gelme…” “Seni bırakmayacağım.” “Dışarıdan acı çekiyormuşum gibi görünecek. Ölüyormuş gibi görüneceğim. Bunu görmeye gelme. Hiçbir işe yaramaz bu…” “Seni bırakmayacağım” dedim Endişelenmişti. “Sana böyle söylememin nedeni, biraz da yılan yüzünden. Sana zarar vermemeli… Yılanlar hain yaratıklardır. Zevk için insanı sokabilirler.” “Seni bırakmayacağım” dedim. Sonra birden rahatladı. “Yılanlar sadece bir kez zehirleyebilirler, öyle değil mi?” dedi. O gece yola çıktığını görmedim. Sessizce ayrılmıştı. Arkasından koşup ona yetiştiğimde, hızlı ve kararlı adımlarla yürüdüğünü gördüm. Bana “Ah! Buradasın…” dedi. Ama sesi hala telaşlıydı. “Gelmemeliydin. Üzüleceksin. Öldüğümü sanacaksın, ama gerçekte ölmüş olmayacağım.” Sustum. “Anlaman gerekiyor. Orası çok uzak. Bedenimi oraya götüremem. Bunun için fazla ağır.” Hiçbir şey demedim… “Boşalmış bir deniz kabuğu gibi kalacağım…Bunda üzülecek bir şey yok…” Cevap vermedim… Bir parça cesareti kırılmıştı. Son bir gayretle; “Biliyorsun, çok güzel olacak. Yıldızlara ben de bakacağım. Bütün yıldızlar paslanmış makaraları olan birer kuyu olacak benim için. Hepsi bana içecek su verecekler” dedi. Hiçbir şey demedim. “Çok eğlenceli olacak. Senin beş yüz milyon tane küçücük zilin olacak; benimse beş yüz milyon su kaynağım…” Ve artık o da hiçbir şey söyleyemedi, çünkü gözleri yaşlarla doldu. “İşte burası. Bırak yalnız devam edeyim.” Oturdu, çünkü korkuyordu. Sonra; “Biliyorsun… Bir çiçeğim var… Ona karşı sorumluyum. O öyle narin, öyle masum ki… Kendini koruyabilmesi için sadece dört küçük dikeni var…” Ben de oturdum. Daha fazla ayakta duramamıştım. “İşte…” dedi, “Hepsi bu…” Biraz tereddütten sonra ayağa kalktı. Ben hareket edemedim. Ayak bileğinin çevresinde sarı bir ışık vardı, başka hiçbir şey yoktu. Bir an hareketsiz durdu. Hiç bağırmadı. Bir ağaç gibi, yavaşça düştü yere. Yer kum olduğu için, düşerken en ufak bir ses bile çıkmamıştı. O günden bu yana tam altı yıl geçti. Bu hikayeyi daha önce kimseye anlatmamıştım. Uçağımı onarıp geri döndüğümde, çevremdekiler hayatta olduğum için çok sevinmişlerdi. Bense üzgündüm ve onlara yorgun olduğumu söylemiştim. Şimdi acımın bir kısmı dinmiş durumda. Yani tamamen değil. Gezegenine geri döndüğünden eminim, çünkü gün ağarırken bedenini hiçbir yerde bulamamıştım. O kadar da ağır bir vücut değildi onunki. Şimdiyse, geceleri yıldızları dinliyorum. Sanki beş yüz milyon tane küçük zil, oradan bana gülüyor. Ama beni kaygılandıran bir şey var. Koyununun ağzına bağlaması için çizdiğim ağızlığın kayışlarını çizmeyi unutmuşum. Yani, onu hiç kullanamayacak. Bu yüzden de gezegenine vardıktan sonra neler olduğunu çok merak ediyorum. Belki de çizdiğim koyun çiçeği yemiştir… Bazen kendi kendime “Kesinlikle yememiştir! Küçük prens çiçeği her gece camdan korunağıyla kapatmış, koyunu da dikkatle izlemiştir” diyorum. Böyle düşününce mutlu oluyorum. Ve bütün yıldızlar bana gülüyorlar. Ama sonra “Herkes zaman zaman dalgın olabilir. Ya küçük prens bir gece camdan korunağı çiçeğin üstüne geçirmeyi unutursa ve koyun da sessizce yerinden çıkarsa…” diye düşünüyorum. O zaman benim küçük zillerim kahkaha yerine gözyaşlarına boğuluyorlar. Bu gerçekten büyük bir sır. Sizler gibi, benim gibi küçük prensi sevenler için, evrenin kim bilir neresindeki bir koyunun bir çiçeği yemiş ya da yememiş olması çok önemli bir şeydir. Gökyüzüne bakın. Kendinize “Acaba koyun çiçeği yedi mi, yemedi mi?” diye sorun. Bakın her şey nasıl da değişiyor. Ve bunun neden bu kadar önemli olduğunu büyükler asla anlayamazlar… Benim için bu, dünyanın en güzel ve en hüzünlü manzara resmi. Bir önceki resme çok benziyor ama unutmamanız için bir kez daha çiziyorum. Küçük prensin Dünyaya indiği ve ayrıldığı yer işte burası. Lütfen resme çok dikkatli bakın ve onu hafızanıza iyice yerleştirin. Eğer bir gün yolunuz Afrika’ya düşerse ve Sahara Çölü’nü geçerseniz, işte tam bu noktaya geldiğinizde lütfen biraz durun. Eğer küçük bir çocuk size doğru gelirse, size gülerse, altın sarısı bukleleri varsa ve hiçbir sorunuzu yanıtlamıyorsa, onun kim olduğunu tahmin edersiniz. Lütfen bana bu iyiliği yapın. Beni merakta bırakmayın. Onun geri döndüğünü haber vermek için bana hemen yazın…
Yazar Antoine de Saint-Exupéry Sayfa Sayısı 96 Dili Türkçe Orijinali Fransızca Yayınevi Mavibulut Yayıncılık Küçük Prens'in içinde yazarın onlarca sulu boya çizimi var ve hepsi kitaptaki bir olayla alakalı. Küçük Prens için resim yapmak istedim, çünkü kitabı anlatmanın en iyi yolunun yazarın çizimleri olduğunu düşündüm. Resimleri ben, Esra, Ege Can ve Ekin hazırladık. İlke "Dördüncü gezegen bir iş adamınındı. Bu adam işine öylesine dalmıştı ki, Küçük Prens geldiğinde kafasını bile kaldırmadı." Resimdeki iş adamı, hiç durmadan sahip olduğu yıldızları sayar. Küçük Prens onlara sahip olup ne yaptığını sorunca zengin olduğunu, zengin olmasının da daha çok yıldıza sahip olmasını sağladığını söyler İş Adamı. Aslında yazar, burada insanların gerçek hayattaki sahip olma tutkularını eleştirir. İş Adamı, bir keresinde şöyle der "... Sahipsiz bir elmas bulursan, senindir. Sahipsiz bir ada bulursan, yine senindir. Bir fikri ilk kez sen ortaya atarsan, hemen patentini alırsın; senindir. İşte, bu yıldızların sahibi de benim, çünkü, benden önce kimse onlara sahip olmayı aklına bile getirmedi." İnsanların da gerçekte yaptığı bu değil midir zaten? Bir şeyler düşünüp, ilk bizim aklımıza geldiği için patentini alıyoruz ve bizim oluyor. Birisi fikrimizi kullanmak istediğinde de para karşılığı kullanma izni veriyoruz. İş Adamı, yıldızlarının sayısını not ediyor ve bu notların yazdığı kağıtları çekmeceye kilitliyor, böylece bankaya yatırmış oluyor varlığını. Küçük Prens ise her gün suladığı bir çiçeğe ve her hafta temizlediği üç volkana sahip ancak İş Adamı'ndan bir farkı var; onun eşyalarına yararı dokunuyorken, İş Adamı'nın tek yaptığı yıldızlara sahip olmak ve sahip oluşundan dolayı mutlu olması ve yıldızlarına hiçbir yararı yok. Tıpkı bizlerin de yaptığı gibi, sadece sahip olmaktan zevk alıyor. Bu resimdeyse Küçük Prens, bir gül bahçesine gelir. Küçük Prens'in kendi gezegeninde kendisinden başka bulunmadığını söyleyen bir çiçeği vardır ve bahçedeki güllerin kendi çiçeğinin aynısı olduğunu gören Küçük Prens, sahip olduğu şeyin sıradan bir gül olduğunu düşünür ve çok üzülür ve otların üzerine uzanıp ağlamaya başlar. Der ki "Eşi benzeri olmayan bir çiçeğim var diye kendimi zengin sanıyordum. Halbuki, sahip olduğum sıradan bir gülmüş. Bir o, bir de bacak kadar üç volkan. Üstelik biri, belki sonsuza kadar sönmüş kalacak Hiç de büyük bir prens değilmişim..." Esra Küçük Prens daha sonra, her gün elimizi yüzümüzü yıkadığımız gibi küçük gezegene çeki düzen vermek için, baobab fidanlarını söküp atmayı iş edindiğini, bu işin oldukça sıkıcı olmasına karşın kolay bir uğraş olduğunu anlattı. Sonra benden, bizim oradaki çocuklara göstermem için bu olayı resimlememi istedi’ Ben de bunu resmettim; çünkü bizim oradaki çocukların baobab ağaçlarını sökmeye olmasa da işlerini yarına bırakmamak konusunda özellikle hassaslık göstermeleri gerekiyor tıpkı Küçük Prens gibi. Yoksa bu çok kötü sonuçlar doğurabilir. -Sayın kralım müsaade buyurursanız güneşin batışını görmek isterim... Hatırım için güneşe emredin de batsın. Kral -Ben bir generale kelebek olup bir çiçekten diğerine uçmasına veya bir deniz kuşu olmasını emretsem ve general bu emrimi yerine getiremese suç kimde olur, onda mı, bende mi? Küçük Prens hiç çekinmeden -Sizde, dedi -Tamam, o halde herkesten yapabileceği, yerine getirebileceği şeyi istemeli. Otorite her şeyden önce usa dayanır. Kral otoritesinin tüm evren üzerinde olduğunu söylüyor ama onun yaptığı şey sadece zaten herkesin kendi istekleriyle yaptığı şeyleri onlardan istemek. Bu otoritenin aka dayanmasından çok kendini kandırmak; çünkü bir generale deniz kuşu olmasını emredemezsin ama ordusunu nereye yönlendireceğine sen karar verip ona emredersin. Ordusunu zaten kendi yönetiyorsa ve o ileri götürüyorsa ordusunu sen ona öne sür desen de bir şey değişmez; çünkü insanlar istediklerinin yerine getirilmesi için emir verirler. Aslında hep rastlarız hayatta kral gibi insanlara mutlu hissetmek için kendilerini kandırırlar. Ah şu yetişkinler ne garipler. Gökçe Bir ağaç gibi usulca yere yığıldı. Böyle bir vücudu evine kadar taşıması olanaksızdı. Yılanla da bu yüzden anlaşmıştı Küçük Prens. Bu gece vücudunun özü evine gidecekti. Vücudu bir kabuktu sadece. Ölü gibi gözükecekti ama yalandı. Evine gidiyordu Küçük Prens. Tam bir yıl sonra. Dikenler ne işe yarar?Elbette işe yarar dikenler. Küçücük narin çiçeklerin amansız savaşçısıdır onlar. Çiçeğini bırakıp gelmişti Küçük Prens. Bundan dolayı biraz pişmalık duyuyordu ama geldiği gezegende gökyüzünde ki o ışıkta çiçeğinin olduğunu biliyordu. Ekin Yazar 1 numaralı resmini çizdikten sonra sanat şaheserini büyüklere gösterip onlara, resimden kokup korkmadıklarını sorar. Fakat ''Şapkadan kim korkar?'' cevabını bu bir şapka resmi aslında fil yutmuş bir boğa yılanını resmetmiştir. 1 numaralı resmin anlaşılmaması üzerine yazar büyüklere her şeyi açıklamak gerektiğinden yakınarak 2 numaralı resmini çizer. ama büyükler bu resmi gereksiz bulur ve ona yılan çizmeyi bırakıp kendisini daha faydalı alanlarda geliştirmesini söylerler. Eğer insanlara 1 numaralı resmi gösterip ne olduğunu sorarsanız büyük çoğunluğu kitaptaki büyükler gibi şapka cevabını verir. Kitabı okumamış olsaydım ben de bunun bir şapka resmi olduğunu söylerdim çünkü gerçekten şapkayı andırıyor. Ama yazar bunu tamamen farklı bir şeyi fil yutmuş bir yılanı düşünerek çizmişti. Herkesin hayal gücü farklıdır. Psikologlar bazen hastalarına sorunlarının ne olduğunu anlayabilmek için karmaşık şekiller gösterirler her hasta bunu farklı bir şeye benzetir bu test psikoloğun sorunu anlamasına yardımcı olur. Bence 1 numaralı resim de mürekkep testleri gibi kimisi dağ diyor kimisi şapka belki de bazısı yazar gibi düşünüyor sonuçta herkes kendine göre yorumluyor bu garip kahverengi resmi. 2 numaralı resim ise çok açık çünkü diğer resmi açıklamak için yapılmış. Kısacası yazar 2 numaralı resim 1 numaralı resmin büyüklerin dünyasına uyarlanmış, açık hale getirilmiş büyük kavramı yaşı büyük insanları değil hayal gücünü kullanmayan insanları niteliyor. Eğer böyle biriyseniz durun ve düşünün orada bir yerlerde bir ses mutlaka bu hayatın yeterince eğlenceli olmadığını söylüyordur yeter ki dikkatle dinleyin. Ege Can Bu gezegen şu ana kadar gördüğüm en küçük gezegendi. Üzerinde yalnızca bir sokak feneriyle bir fenerciye yer vardı. Bu adamın diğer gezegenlerdekilere benzemediğine karar verdim. Hiç olamazsa bir şeyler başarıyordu. Feneri yakmakla, bir yıldız daha veya bir çiçek daha doğuyordu. Söndürmekle ise çiçeği veya yıldızı uyutmuş oluyordu. Fenercinin gezegeninde her dakikada bir yeni bir gün başlıyordu. Her gece olduğunda feneri yakmak her sabah olduğunda da feneri söndürmek zorundaydı. Bu nedenle durmadan çalışıyor hiç uyuyamıyordu. Önceden gezegende günler daha uzunmuş. Fenerci sabahları dinlenip geceleri uyurmuş. Ama gezegen zamanla daha hızlı dönmeye başlamış. Sonunda gezegen dakikada kendi etrafında bir tur atıyor, gezegenin her turunda gezende bir gün yaşanıyor. Fenerciye niçin uyuyamadığı halde hala çalıştığını sordum. Bana emrin böyle olduğunu söyledi. Zavallı fenerci durmadan çalışmak zorunda. Ona verilen emre ve emri veren kişiye bağlı bir şekilde çalışıyor. Ama sanırım ona bu emri veren kişi, fenerciyi fenercinin kendisini sevdiği kadar sevmiyor. Evet emri ilk verdiği zamanlar fenerci rahatça yaşayabiliyormuş ama şimdi gezegen daha hızlı dönüyor. Bu nedenle fenerci emre uymak için uyumadan çalışmak zorunda. Bence emri veren kişi fenerciyi sömürüyor. Fenerci bunu anlamasın diye emri değil sadece koşulları değiştirmiş. Yetişkinleri anlamıyorum. Neden her zaman daha fazlası için başkalarını sömürüyor. Eğer bu gezegende iki kişilik yer olsaydı fenerciyle dost olurdum ve güneşin batışını yirmi dört saatte bin dört yüz kırk kere seyrederdim.
Aşağıda küçük prenses kitap özeti ve konusu kısaca olarak ele alacağız. Küçük Prenses kitabının özeti şu şekildedir Sara, annesini küçük yaşlarda kaybeden ve babasıyla yaşayan bir çocuktur. Babası Sarayı okutmak ister. Eğitim ve öğretimden mahrum kalmamasını ister. Sara ve babası bunun için birçok okul araştırırlar. Sara sonunda kaliteli bir özel okula başlar. Okulda Hintçe ve Fransızca okutulmaktadır. Sara, okulda yalnız dönemler geçirir. Herkesin hor gördüğü bir öğrenciyle arkadaş olur. Okulun en gözde isimlerini geride bırakarak bütün dikkatleri kendine çekmektedir. Gözde bir öğrenci olarak başarılar elde etmektedir. Babası Sara’ya sürekli hediyeler de göndermektedir. Sara’nın babası bir iş adamıdır. Bir gün ortağı tarafından dolandırılır. Buna çok üzülür ve hayatını kaybeder. Okul müdürü haberi Sara’ya ulaştırır. Sara, bu duruma çok üzülür. Okul müdürü paracı olduğu için onu hizmetçi olarak kullanmak ister. Sara artık okulun hizmetçisi olur. Okul hizmetçiliği yapanlarla çalışmaya başlar. Fare seslerine dayanamaz. Başka bir ailenin yanına taşınır. Onların da yanına biri taşınır. Bu adam Sara’yı aramaktadır. Çünkü babasının mirasını vermek ister. Ufak tefek araştırmalarının sonunda Sara’ya komşu olduğunu anlar. Sara ile görüşür ve birkaç özel sorular sorarak teyit alır. Sara’ya emanetini verir ve Sara artık zengin biri olur. Küçük Prenses kitabının konusu şu şekildedir Kitapta varlık ve yokluk hayatının gelip geçici olduğu, hayatta her şeyin bir bedeli olduğu anlatılmaktadır. Küçük Prenses Kitap Özeti ve Konusu Hakkında Yorumlarınızı Aşağıdan Hemen Yazabilirsiniz.
Kargo ve Teslimat Gizlilik ve Güvenlik Yardım Hakkımızda İletişim Sipariş Koşulları Üye ol Üye Girişi Şifremi unuttum Üye ol Detaylı Arama Sepetim 0 Toplam 0,00 TL Ana Sayfa Yeni Gelenler Konular Yayınevleri Dergi Resim-Poster Kelepir Kitaplar Harita-Gravür Harita Arama Seçenekleri Yayınevleri 1001 Çiçek Kitaplar 12 Mavibulut Yayınları 6 Doğan Egmont Yayıncılık 5 Epsilon Yayınevi 5 İthaki Çocuk Yayınları 5 Panama Yayıncılık 4 Smarteach Yayınları 4 Can Çocuk Yayınları 4 Beyaz Balina Yayınları 3 Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3 Hece Yayınları 3 Artemis Yayınları 3 Dokuz Yayınları 3 Epsilon Lisanslı Ürünler 3 Büyülü Fener Yayınları 3 Turkuvaz Kitap 3 Genç Destek 2 Remzi Kitabevi 2 Bilgi Yayınevi 2 Halk Kitabevi 2 Palto Yayınevi 2 Marsık Yayıncılık 2 Parıltı Yayıncılık 2 Nisan Kitabevi Çocuk Yayınları 2 İnkılap Kitabevi 2 Platanus Publishing 2 Beyan Yayınları 2 Maviçatı Yayınları 2 Aras Yayınları 2 Martı Yayınları 2 Doğu Kitabevi 2 Dorlion Yayınevi 2 Yapı Kredi Yayınları YKY 2 Altın Kitaplar 2 Beşir Kitabevi 2 Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları 2 Ema Genç Yayınevi 2 Kafekültür Yayıncılık 2 Kitap At Yayınları 1 Siyah Kuğu Yayınları 1 Gece Kitaplığı Yayınları 1 Nova Kids 1 Yaşam Kültür Sanat Yayınları 1 Puslu Yayıncılık 1 Dekalog Yayınları 1 Pegem Akademi Yayıncılık 1 Fark Yayınları 1 Maşuk Kitap 1 Say Yayınları 1 Kaf Kitap Kafe Yayınları 1 Yazarlar Antoine De Saint-Exupery 192 Kolektif 7 Antoine de Saint - Exupery 7 Antoıne De Saınt-Exupéry 6 Antonie de Saint - Exupery 2 Ergun Yıldıral 2 Clotilde Bruneau 2 Antoine De Saint Exupery 2 Oscar Wilde 1 Antonie de Saint Exupery 1 Diego Roberto 1 Peter Sis 1 Emile Vigneron 1 Melissa Mey 1 Jean Philippe Ravoux 1 Serdar Özkan 1 Nuran Turan 1 Antoine de Saint-Expery 1 Mehmet Coral 1 Mathias Jung 1 Büşra Özer 1 Gül Ezgi Karaman 1 Yağmur Hilal Ak 1 Frances Hodgson Burnett 1 Muhammed T. Karaca 1 Platon Eflatun 1 İsmail Arslan 1 Antonie De Saint 1 Abdullah Harmancı 1 Frances H. Burnett 1 Abdülkadir Atıcı 1 Seyit Ahmet Uzun 1 Agnes de Lestrade 1 Antoine de Saint -Exupery 1 Carlo Scataglini 1 Nuran Direk 1 Fiyat Aralığı 0-10 TL 32 10-20TL 94 20-30 TL 62 30-40 TL 28 40-50 TL 14 50 TL ve üzeri 26 256 Kayıt bulundu Toplam 13 Sayfa >> %10 Yeni Küçük Prens - Antoine De Saint-Exupery Antoine De Saint-Exupery Maviçatı Yayınları 22,00 TL 19,80 TL Sepete Ekle %10 Yeni Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Doğu Kitabevi Stokta kalmadı - TükendiStokta kalmadı - Tükendi Yeni Küçük Prens Antoine de Saint - Exupery Akademisyen Kitabevi 45,00 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Renkli Antoine De Saint-Exupery Maviçatı Yayınları Stokta kalmadı - TükendiStokta kalmadı - Tükendi %10 Küçük Prens Frances H. Burnett Ema Genç Yayınevi 30,00 TL 27,00 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Kumran Yayınları 30,00 TL 27,00 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Dekalog Yayınları 17,90 TL 16,11 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Yeti Kitap 19,00 TL 17,10 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine de Saint - Exupery Bilgili Yayınları 18,00 TL 16,20 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Turkuvaz Kitap 20,00 TL 14,40 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine de Saint - Exupery Ema Genç Yayınevi 25,00 TL 18,00 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Zengin Yayıncılık 22,00 TL 19,80 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Yuva Yayınları 24,90 TL 13,41 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Hareketli Öyküler Dizisi Kolektif Yumurcak Yayınları 66,00 TL 59,40 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Yitik Ülke Yayınları 16,00 TL 14,40 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Yason Yayınları 13,50 TL 12,15 TL Sepete Ekle %10 Küçük Prens 19 - Küpiks Gezegeni Clotilde Bruneau Yapı Kredi Yayınları YKY Stokta kalmadı - TükendiStokta kalmadı - Tükendi Zaman Gezegeni 18 - Küçük Prens Clotilde Bruneau Yapı Kredi Yayınları 11,11 TL Satışta değil Küçük Prens - Kokulu Kitap - Özel Ayraç Antoine De Saint-Exupery Yakamoz Yayınları 20,00 TL Sepete Ekle Küçük Prens Antoine De Saint-Exupery Yade Kitap 15,00 TL Sepete Ekle 256 Kayıt bulundu Toplam 13 Sayfa >> 20 Küçük Prens - Antoine De Saint-Exupery Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Renkli Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens Hareketli Öyküler Dizisi Küçük Prens Küçük Prens Küçük Prens 19 - Küpiks Gezegeni Zaman Gezegeni 18 - Küçük Prens Küçük Prens - Kokulu Kitap - Özel Ayraç Küçük Prens
küçük prens kitaptan çıkarılan sonuç